14 Şubat 2013 Perşembe

Tekerrür-Tefekkür

Yaklaşık altı sene önceydi; kapı zilini sökmek istemiştim.
Zilin her çalışında kulaklarım "Ne zaman kapım çalsa sen geldin sanıyorum"* diye çınlıyordu.
Yerimden kıpırdamıyordum.
Meydan okuyordum: Gelen sen değilsen, kapıya bakan da ben olmayacağım.
Sonra bir gece o kapı yine çaldı, kulaklarım yine çınladı.
Şanlı direnişimi bir kenara bırakıp kapıya gittim.
İnatlaşmamız bitmişti: O gelmişti; ben kapıyı açmıştım.

***

Eve geldim.
Sucuyu aradım; cevap vermedi.
Seni aradım: "Evde su yok."
Duşa girdim; zil çaldı.
Kafamda bir "Acaba?" bitiverdi; ben yine zili sökmek istedim.
Ben en çok, "Acaba?"yı düşündüren salaklığıma üzüldüm.
Olanları sana anlattım; salaklığıma daha da çok üzüldüm.
Olmaz ya hani... Diyelim ki dağa taşa çıksaydım; sana değil onlara anlatsaydım.
En azından sesim yankılanırdı da karşılığında bir ses duyardım.

Sesim boşlukta yitip gitti.


* Erkin Koray'ın Yağmur'undan bir dize.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Acele

Eski, cumbalı bir rum evinden bozma; her odası farklı döşenmiş kafenin şark köşeli odasında oturuyorduk.
Yüzüne vuran güneşi hatırlıyorum, bir de gamzelerini.
Hem bence tesadüf değildi o sırada o şarkının başlaması: "Gamze gamze bir gülüver şimdi..."
Güneş yüzünde bir daha doğuyordu ve O, gamze gamze gülüyordu.
En iyi ihtimalle, dördüncü ölüşümdü.

Bütün ölümlerim sahne sahne aklımda.
İlkinde dokuz yaşındaydım mesela: "Biz taşınıyoruz" dedi.
Ne gittikleri yeri sorabildim, ne de bana yazsın diye adresimi verebildim.
Acelem vardı, arkadaşım evcilik oynamak için beni bekliyordu. Hem O da annesinin eline yapışmış, nakil işlemleri için müdürün odasına doğru gidiyordu.

Acelem vardı işte.

Yirmi yıl geçti, ben hala aceleciyim ve siz benden "hızlı olmamı" bahane göstererek korkuyorsunuz.
Bilmiyorsunuz ki ben hep böyleydim. Sadece, o günden sonra yönümü değiştirdim.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Bazen 3

Bazen, tuttuğun bir el, dünyanın geri kalanından çok daha önemli oluyor.
Alınan ilk bisiklet, öpülen ilk dudak ya da gidilen ilk sinema filmi gibi yer ediyor; hem de tuttuğun ilk el olmamasına rağmen.

19 Ekim 2012 Cuma

p.p.

Tam olarak nereden başlamam ve nasıl anlatmam gerektiğini bilmiyorum.
Uzadıkça daha da sıkıcı olacak bir hikaye bu.

Eğitim sisteminde son on yılda yapılan 5-6 değişiklikten önce, beş yıllık ilkokul hayatı sonunda sadece sınav puanı ile yerleşebildiğiniz yedi yıllık okullar vardı: Bir senesi hazırlık, üçer senesi ise ortaokul ve liseydi.
Ortaokul yıllarında -zekası kısmen de olsa bir sınavla kanıtlanmış olması rağmen- zeka geriliği varmış gibi görünen, çok uzun boylu, gözlüklü, satranç koluna katılan ve en önemlisi ceketini çıkarmayan bir çocuk vardı. Halbuki en büyük isyanımız mecbur kalmadıkça ceket giymemekti ve birkaç kişi hariç hepimiz büyük isyankarlardık.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Yazı

Yaklaşık iki sene önce yazı-tura attım.
Şimdi, sorumluluğu 50 kuruşa yüklemek ikimiz için de kurtuluş olabilir.
Fakat ben artık seni kurtarmak değil, yazıya hapsetmek istiyorum.

17 Ocak 2012 Salı

Arkadaşım

19 Ocak'ta ne olmuştu?

Bir ses geldi sokaktan; hani su şişelerinin üstünden araba geçer de siz nereden geldiğini anlamadığınız bir patlama sesi duyarsınız ya, işte öyle bir ses.

Kısa bir süre sonra haber geldi yan masadan; biri daha vurulmuştu niceleri gibi.

Çıkıp sağ tarafa doğru -fazla değil- iki dakika yürüsem "Abdi İpekçi Caddesi"ndeyim, sola yürüsem -yine sadece iki dakika- daha kanı taptaze yerde duran bir adamın öldürüldüğü yerdeyim.
Biz çift camlarımızın gürültüyü kesen huzurunda çalışırken, önemsemediğimiz o ses meğer son nefesiymiş.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Aile Boyu

"...hiçbir işe yaramayan boktan aileniz dağılıp da yarrak gibi ortada kalacaksınız diye ödünüz patlıyor."

"Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi"ni izledim. Bu repliğin geçtiği sahnede içim ferahladı da bir "ohh" çektim.

Kendi çekirdek ailem ile bir sorunum yok fakat babamın ailesi ile -babamın haberi olmasa da- sorunum var; aslında benim birçok kişinin ailesi ile sorunum var. Hepsinden önce, benim "aile" kavramı ile sorunum var.
İşte bu film, "aile kutsaldır"ın arkasına saklanan insanlara ait aile kavramının ne kadar bencilce; ne kadar riyakar olduğunu anlatıyor.
Hem de herkesin anlayabileceği bir şekilde.
Kaç kişi anlamak ister, kaçının işine gelir; orası muamma.

Şimdi ben, kendi bokunun içinde debelenen "aile kutsaldır"cılara, bu alıntıyı kullanıp nasıl ortada kalacaklarını anlatan o kelimeyi tıpkı filmdeki gibi "r"lere bastırarak söylemek istiyorum.